

Bir spor kulübünün başarılı ve şampiyon olabilmesi için gerekli bazı unsurların beraber bulunması gerekmektedir. Bunlar. sırası ile kulüp başkanı, yönetim kurulu, yüksek divan kurulu, murakıplar, teknik üyeler, seksiyonların müdürleri, sağlık ekibi ve 12. Adamlar olarak bu geniş ekiptir.
Çok şükür. bu aranılan unsunrların hepsi sevgili kulübümüzde bulunarak vazifelerini başarı ile yapmaktadırlar. Bu elemanların dışında Fenerbahçemiz’de öyle bir üye vardır ki, onun emsali hiçbir başka Türk kulübünde bulunmamaktadır.
Bu gönlü ve cebi delik üye, taraftarlar arasında bulunan ve benim de yakın bir dostum olan Paşalı Birol’dur.
Bu Paşalı’nın askerlikle hiçbir ilgisi yoktur. Öyle ise bu zatın adı neden Paşalı’dır onu anlatayım. Bu yazıyı okuduktan sonra onun yalnız Fenerbahçe’ye değil bütün Türk kulüpleri ile ilgisi ve faydasını görecek ve bana da hak vereceksiniz.
Bu önemli zatın kimlikteki ismi Vecdi Teker’dir. Paşalı Birol’un ilk mobilya mağazasını açtığı semt ve halen oturduğu semt Bayrampaşa’dır. Doğduğu yer Küçük Mustafa Paşa’dır, evlenmiş olduğu eşi Koca Mustafa Paşa’lıdır, üye olduğu ilk kulüp Davutpaşa Spor Kulübüdür.
Eh!!! bir insanın hayatında bu kadar ‘Paşa’ bulunursa, o kimsenin elbette ki kimlik isminin dışındaki ismi ‘Paşalı’ olacaktır. İstanbul’a geldikten ve Fenerbahçeli olduktan sonra gönlündeki futbolcu ise rahmetli Birol Pekel’dir.
Paşalı’ nın çok enteresan bir anısı, genç bir çocuk iken devrin Başbakanı rahmetli Adnan Menderes ile geçmiş olan ilginç bir anektodunu anlatmak istiyorum.
1959 yılında 9 yaşında bir çocuk iken evinin mafakasına yardımcı olmak üzere Kasımpaşa vapur iskelesinin bilet gişesinin önünde gazete satmakta iken, bir gün sabahı iskelenin önü çok kalabalıklaşmış ve hareketlenmiş. Devrin ünlü Başbakanı Sayın Adnan Menderes, iskelenin yanında bulunan Deniz Kuvvetleri Kuzey Deniz Saha Komutanını ziyarete gelmiş. O sırada lüks resmi bir araba Paşalı’nın gazete tezgahının önünde durmuş ve Paşalı ile karşı karşıya gelmişler. Sayın Başbakan küçük Paşalı’ya hitaben: “Küçük, sen okula gitmiyor musun?” diye sorunca “Ben Kasımpaşa İlkokulu’na gidiyorum, 3. Sınıftayım” cevabını vermiş. Sayın Adnan Bey’de: “Sen okulunu bitirdikten sonra ne olmak istiyorsun?” diye sorunca “Bakkal olacağım” cevabını veren Paşalı’ya Başbakan: “O zaman kimse sana kızını vermez” demiştir. Paşalı bu kez: “Siz öyle söylüyorsunuz ama bizim bakkalın nasıl 3 çocuğu vardır?” dedikten sonra Adnan Bey: “Doktor, mühendis, avukat, müdür olmak varken neden bakkal olmak istiyorsun?” demiştir. Paşalı da ilginç bir cevapla: “Sayın beyefendi, bizim evde kullandığımız pompalı gaz ocağının gazını, babamın sigarasını, evimizin bütün ihtiyaçlarını bakkaldan alıyoruz. Bütün bu işlerin paraları bakkalda toplandığından, bakkalın çok zengin olması gerekiyor. İşte ben de bu nedenle büyüyünce bakkal olmak istiyorum” demiş. Bunun üzerine başbakan Paşalı’nın saçını okşayarak: “Evlat, sen ilerde büyük adam olacaksın” diyerek ayrılır ve Paşalı da bunu hiç unutamaz.
1966 yılında ben Fenerbahçe’ye başkan olduğumda Paşalı genç bir delikanlı imiş. Kendisini tanımam çok ilginç olmuştu. Rahmetli kardeşim Melih bir gün hastalanmış Moda caddesindeki evinde yatıyordu. Paşalı bunu öğrenince Melih’i ziyaret ederek yatağının başına geçmiş olsun dileklerini bildiren bir pankart bırakıp evden ayrılmış.
Onun bu vefalı davranışını öğrenmem onu bana dost yaptı. Bu asil davranışını yalnız Fenerbahçelilere değil, hangi kulüpten olursa olsun aynen sürdürdüğünü duymak beni daha da etkiledi.
Paşalı’ nın içinde, yüzü aşkın ismin yer aldığı bir kara kaplı defteri vardır. Fenerbahçeliler başta olmak üzere başka kulüplerde vazife görmüş olan birçok başkan, yönetici ve sporcuların ölüm tarihleri bu defterde yazılıdır.
Bu defter adeta bir arşivdir. İlk başkanımız Ziya Songülen’in Rumelihisarı’nda, Galip Kulaksızoğlu, Zeki Rıza ve Hasan Kamil Sporel kardeş başkanlarımızın Karacaahmet’te, Şükrü Saraçoğlu’nun Zincirlikuyu’da, Galatasaray’ın kurucu başkanı olan Ali Sami Yen’in Feriköy’de, Beşiktaş’ın ünlü kaptanı Hakkı Yeten’in Zincirlikuyu’da ve Galatasaray’ın ünlü gol kralı Metin Oktay’ın Silivrikapı’da yattıkları, bu kara kaplı defterde ölüm tarihleri ile yazılıdır. Paşalı o günleri asla unutmayıp, bu deftere bakarak hangi kulüpten olursa olsun, ölüm yıldönümlerinde çeşitli kabristanda yatanları ziyaret ederek , fatiha okuyup, mezarlarının üstüne onlarla ilgili pankartlar bırakmaktadır.
Bu duyarlılığından dolayı 2008 yılında Türk Kalp Vakfı tarafından “ İyi kalp” fair play ödülünü almış olan bu Paşalı Birol’un mali durumu nasıldır, hangi imkanlar ile bu asil işleri yapmaktadır?.
Paşalı, iş hayatına Bayrampaşa’da mobilya satarak başlamış, düzgün çalışması ile bunların sayısı yediye kadar yükselmiş. Ne var ki Paşalı’nın bu vefalı davranışları sonrası dükkan sayısı bire kadar düşmüş !...
Bu dükkanın duvarları çeşitli pankartlar ve bunlarla ilgili fotoğraflarla dolu olup, çok ilginç bir müze haline getirilmiştir.
Gönüllü olarak yaptığı bu faaliyet ve ziyaretlerinden hiç kimseden bir maddi karşılık asla beklemez ve katiyen almaz. İşte “Abidelik ve yüreği bir Karun” kadar zengin olan Paşalı Birol’un uzun biyografisi bu ilginç ve farklı özelliktedir...
Bu yazıma “Sen çok yaşa olur mu Birol Paşa” diyerek bitiriyorum. Değerli okuyucularım, Paşalı Birol’u bu yazımı okuduktan sonra daha iyi tanıdınız değil mi?.
