“Parayı veren, düdüğü çalar”derler. Herhangi bir etkinlikte, finansmanı sağlayan taraf, o ilişki çerçevesinde, kendisini güçlü hisseder ve eğer kişilik yapısı da elveriyorsa, eyleminden övgü ile söz etmekle kalmaz, diğer ilgilileri aşağılayıcı söz ve davranışlara da tevessül eder.
Halbuki, inançlı insan veyahut kurumların, “Hayır ve hasenat” anlayışı çerçevesinde yöneldikleri yardım ve iyilikler haricindeki, hiçbir ticârî harcama, getirisi gözetilmeden yapılmaz. Yani, finansmanı sağlayanın da, maddi bir beklentisi vardır.
Dolayısıyla, bir kişi veya kurumun, finansmanı sağlaması olgusuna istinat ederek, kendisinde üstünlük durumu vehmetmesi ve bu evham çerçevesinde, davranış etiğine aykırı eylem ve söylem içine girmesi, hem yapılacak üretimin değerini zedeler, hem de ilgili taraflar arasında gerginliğe yol açar..
Karşılığında para kazanmayı amaçlayarak yatırım yapan bir kurum veyâ şahıs, ticârî bir taraf olmasının başına, övgü tacı yerleştirmeye heves etmemelidir.
Kaldı ki, iyiliğin dahi, iyisi, sessizce yapılanıdır.
Geçen günlerde, Süper Lig ile ilgili olarak, naklen yayın ihalesi yapıldı. İhâle gününe kadar, medyada zaman zaman küçük ölçekli haber ve hatırlatmalar şeklinde yer alan bu etkinlik, ihale sonrasında, yazılı, görüntülü ve sözlü medyada olağanüstü bir biçimde yer aldı. İhalenin hazırlığı, ihale günü, iştirak edenler ve hazırlık yapanlarla ilgili, destansı haberler ve röportajlar yayınlandı.
İhaleyi yapanlar, yüzlerce saat çalıştıklarını, ihale anında ne kadar sakin ve bilinçli olduklarını, ballandırarak anlattılar.
İhaleyi alanların ilgilileri, yaptıkları eylemin kutsiyetini geniş şekilde anlattılar ve aslında, lütfen fedakârlık yaparak, nasıl bir rizikoya girdiklerini ifade eden makale ve beyanlarla kostaklandılar..
Yayını yapacak kuruluşun birincil profesyonel yöneticisi, coşku içinde öylesine beyanlarda bulundu ki, hiç hoş olmadı. Gazetelerde sayfalar dolusu röportajlarında, bilhassa iki hususta, en azından maksadını aştı.
Birincisi, ihaleye iştirak eden önemli bir kuruluş ile ilgiliydi. “Onlar devam etse, biz bırakacaktık; gözlerimden okuyamadılar” gibilerinden göndermede bulundu.
Hele ikincisi, tam bir fiyasko idi. “Aziz Yıldırım, nereden çıkarıyor bu dört yüz milyon dolarlık ihale seviyesini; yöneticiler, beyanlarına dikkat etmeli” emsali bir ferman gönderdi.. Halbuki, kendisinin verdiği ve ihaleyi kazanan teklif, tam olarak Aziz Yıldırım’ın öngördüğü rakamı taşıyordu. Ünlü atasözünün de ifade ettiği gibi, “Kendi lafı, kendisine davacı” idi.
Ayrıca, tavsiyede bulunduğu isim, yayın ihâlesine konu olan üretimi yapan kulüplerin ve ayrıca, en büyüğünün başkanı idi. Bu açıdan bakılırsa, gerçekten, dikkatli konuşmak gerekirdi.
Üretim ve üretileni pazarlama eylemlerinde, çeşitli kurum, kişi ve kuruluş vardır. Onlar, biri birlerine karşı, “Yol arkadaşı” ve “Ortak” gibi yaklaşımda bulunmalıdır. Parayı veren, düdüğü çalmaz; yalnızca, o da kârdan pay alır..
Mezkûr zat, hiç şüphe yok ki, değerli bir insan ve iyi yöneticidir. Lakin, tecrübenin sonu yoktur. İhale stresini atlattıktan sonra beyanat vermek daha doğru olurdu diye düşünüyorum. |