İstiklal Savaşı dönemindeki futboldan çok söz edilir ama, o dönemde futbolun hangi koşullar altında yapıldığından kimse söz etmez..
Mesela Fenerbahçe’yi ele alalım… O dönemde kulüp kasasına hiçbir gelir girdisi yoktu. Futbol amatör oynandığından, futbolcu satışı söz konusu değildi. Savaş ekonomiyi de darmadağın ettiği için, hiç kimsenin Fenerbahçe Kulübü’ne bağış yapacak gücü de kalmamıştı. Takım, parasızlıktan hep aynı formayla oynuyordu. Yıkanmaktan renkleri solsa ya da yırtılsa dahi, başka giyecek forma yoktu..
Yırtılan formalara yama yapılıyordu. Aynı ya da benzer kumaşlar bulunmadığı için, farklı renklerdeki kumaşlardan yama yapmak zorunluydu. Formalar yamalı bohçaya dönmüştü!..
Bazen öyle oluyordu ki; ekleme parçalar yüzünden orijinal forma hemen hemen hiç kalmıyordu..Hatta forma giyilmeden, üstü çıplak oynanan maçlar vardı!..
Yalnız forma konusunda değil, diğer malzemeler konusunda da çok ciddi sıkıntılar yaşanırdı.. Malzeme bulunsa bile çok pahalıydı. Bir futbol takımının ayakkabı, forma, şort ve tozluk olarak donatılması 90 altın lirayı buluyordu ki; bunu denkleştirmek hayaldi. Eşofman dediğin şey, zaten hiç yoktu!..Sadece bir meşin topun fiyatı 5 altın liraya kadar çıkıyordu.
Yurt dışından geldikleri için, kolay bulunmuyordu. Türk malı olanlar vardı ama, yerli topların iç lastikleri kötü malzeme nedeniyle çabucak patlıyordu. Neredeyse bir topla bile bir maç oynanamaz hale gelmişti. Bazen meşin yuvarlağın içine kağıt ve bez parçaları sıkıştırıp, dışından iple bağlandığı olurdu.
***
Bütün bu kötü şartlara rağmen, futbol kendini ayakta tutmayı başarıyordu. Üstelik savaş nedeniyle, askere alınan futbolcuların kimi şehit düşüyor, kimi sakatlanıyor, kiminden ise hiç haber alınamıyordu. Buna rağmen lig oynanıyordu..
Şehitler, gaziler, sakatlıklar ve kayıplar yüzünden, yetişkin futbolcu sayısı erimiş; lig bir ara 14-16 yaş arası çocuklarla oynanmak zorunda kalmıştı!.. O günlerin futbol kuralları da, bugünkülerden epey farklıydı. Ama bu farklılık, ilkelliği içermez tam aksine, bugünün bile ilerisinde kalan dinamik özellikler gösterirdi... Mesela hakem tayinlerini federasyon yapmaz, iki kulübün karşılıklı aynı hakem isminde uzlaşmasını bekler.. Eğer iki kulüp aynı isimde uzlaşırsa, maça o hakem tayin edilirdi. Belli bir isimde anlaşma olmazsa, federasyon ancak o zaman hakemi tayin ediyordu.
Transfer edilen yeni bir futbolcu, kulübüyle sözleşme imzalasa, lisansını çıkarmış olsa bile; aradan 10 gün geçmeden takımında oynayamazdı. Oysa bugün, gelen yabancı bir futbolcu bile, lisansı çabucak çıkarılıp ikinci günü sahaya çıkabiliyor. Bunun çok örneğini gördük. Uygulamanın sağlıklı olup olmadığı tartışılır. O çok eski sistem, bana daha mantıklı görünür.
Maçlar 5 hakemle oynanırdı!.. Bilinen 3 hakemin dışında, kale arkalarında da birer hakem bulunur; topun çizgiyi geçip geçmediğine karar verirlerdi.. Biliyorsunuz; FIFA da buna uygun yeni bir uygulama için hazırlık yapıyor.. Bizim 90 yıl önce uyguladığımız sistemi, şimdi bütün dünyaya yaymaya çalışıyorlar!..
Demek ki eskiler, sandığımız kadar kötü ya da geri değilmiş. 90 sene sonrasını görmüşler.
***
Bugün Fenerbahçe’de oynama şansını yakalayan yerli futbolcuların; geçmişte ne tür zorluklar yaşandığını mutlaka bilmesi gerekir. Bugün bir giydiği çok lüks formayı bir daha giymeyen futbolcuların; yama yapılmaktan orjinalliğini kaybetmiş eski formaların vereceği derslere ihtiyacı var!..
Nereden nereye gelindiğini bilmezlerse, nereye gideceklerini de bilmezler. |