Hanımefendiler ve beyefendiler…
Bu hitap şekli, bu gün çoğu entel toplantıların başında, konuşmacıların ilk sözleridir…
Ama bu sözler, bir futbol maçının tribünlerini dolduranlar için söylenir mi ?
Söylenirdi…
Ne zaman ?
Bu günkü Taksim Gezisi ’in bulunduğu yerdeki, Taksim Stadı’ na gelenler için…
Yani, bir zamanlar futbol maçlarını hanımefendiler ve beyefendiler izlerdi.
Hem de nasıl !?..
En şık, en alımlı kıyafetleri ile !…
***
Efendilikler bir anda bitmedi ülkemizde..
Cehaletin, kültürü çember altına aldığı son 15 yıllık dönemde, futbolumuzun daha ileri gitmesi ile övünürken, tribünlerin çirkinlikleri ile de dövündük…
Tabii, bütün bu hızlı çirkinleşmede, mutlu olan kesimler de yok değildi hani!..
O kesim, rantın hesapları içinde, tribünlerde anarşi çıkaran gurupların başı olarak, şöhret basamaklarını (!) bir bir çıktı…
Böylece hem cepleri doldu, hem de ünleri!..Altlarında, en sol model arabalar, üstlerinde ise Nişantaş’ı mağazalarından aldıkları süper kıyafetler…
Tribünde baskı uygulayıp, otorite kurdukları kişilerin cahilliğinden ve yönetimlere yaptıkları tehdit dolu baskılardan nasibini alan belli bir grup, bu avantajı en seri şekilde kendi lehlerine çevirmesini bilerek, bu günkü tribün kaosunu ve korkusunu piyasaya çıkararak, inanılmaz bir başarıya (!) imza attı…
***
Tribün anarşisi, tek başına hızlı yol almadı tabii…
Bunu bir haber gibi görüp, sayfalara ve ekranlara birinci haber olarak taşıyan medyanın da sorumlulukları büyüktü bu yükselişte...
Spor sahalarında anarşiyi önlemek için çıkarılan yasa yetersizdi…
Spor mahkemeleri ne yazık ki kurulamamıştı…
Gözaltına alınanların, 24 saat geçmeden serbest bırakılmaları yüzünden, şöhretlerine şöhret kattıkları tribün liderleri, bu lekeyi, kendi üstlerine bir arma gibi işleyip, adeta seyircilerin de alkışladığı şirket kurdular…
Yönetimleri, aleyhte bağırmayla tehdit eder hale geldiler…
Para, bilet, deplasman masrafları ve diğer avantaların peşlerinde koştular hep ..
Çoğu zaman kopardıkları bu tavizler nedeni ile, bu gün tribünlerde “hanımefendi ve beyefendilerden” bahsetmek çok zor hale geldi…
Neden, çünkü stat tribünleri, bir defile seyredenlerin zarafetinden uzaklaşarak, en kötü kıyafetlerin giyildiği, cehaletin kol kola girdiği bir yer oldu artık…
***
Bu gün profesyonel kulüpler, milyon Eurolar harcayarak ve büyük hedefleri kendilerine başarı kriteri seçerek transfer yapıyor…
Hem sahadaki başarı, hem de gelir getirecek saha dışı ekstralar için paraya acımadan, seyirciyi mutlu etmeye çalışıyor…
Ama o yönetimlerin büyük sıkıntılara girerek getirdiği futbolcular, bir gün kötü performans gösterdiklerinde, tribünlerin gazabına uğruyor…
Hatta “Defol” diye kovuluyor…
Çünkü cahil insanların istedikleri, en kısa yoldan mutluluktur…
Onlar başarıyı alkışlamaktansa, küfür ve protestoyu, kendilerine prensip ettiklerinden, işin kolayını seçer…
Ayakları titreyerek sahaya çıkan, her an ailesinin en küçük ferdine kadar küfür yemeyi bekleyen bir futbolcunun, o takıma verecekleri verim çok kısıtlı olur bu yüzden…
Hanımefendiler ve beyefendiler karşısında oynamayı arzulayan ama bunu sahadan göremeyen sporcuları, bir avuç çapulcunun beğenisine sunmak, bu gün, tribün anarşisinin ateşini söndürmeye yetmemektedir…
Nerede Taksim Stadı ?..
Nerede şimdikiler!?…
Futbolumuz, seyircimizin kalitesi ile yükselmedikçe, biz döner dolaşır, kendimize, ninni okuruz sadece !…
|